Spotify müzik endüstrisini nasıl değiştiriyor?

1999 yılında ücretsiz dosya paylaşım hizmeti sunan Napster’ın kurulmasıyla müzik endüstrisi yıkıcı bir darbe almıştı; korsan alıp başını gidince sektörün ölümü ilan edilir olmuştu. Ama streaming uygulamalarıyla birlikte devran yeniden dönmeye başladı. Spotify ve Apple Music gibi uygulamalar hem endüstriyi ticari olarak daha sürdürülebilir bir zemine taşıdı, hem de müzik kültüründe derin izler bırakmaya başladı.

Streaming platformları, her şeyden önce, endüstrinin işleyişini yapısal olarak dönüştüren bambaşka bir ekonomik model tesis etti. Artık satış rakamları değil, erişime dayalı bir ekonomik model işliyor. Diğer bir deyişle, tüketicinin dinlemek istediğini satın alarak dilediği kadar dinlemesi yerine, devasa bir müzik arşivine erişim hakkını satın alması (ya da reklam dinleyerek erişim hakkı elde etmesi) üzerine kurulu bir ekonomik model söz konusu. Müzik üreticileri nezdinde de, tek seferlik satışlar yerine, dinlendikleri ölçüde kazanç elde ettikleri bir işleyişten söz ediyoruz.

Bu modelin ekonomik etkilerinin muazzam olduğunu tespit ederek başlamak gerek. Bugün, streaming platformlarının tamamının dünya ölçeğinde ücretli abone sayısı 100 milyonu geçmiş durumda. Bu popülerlik kayıt şirketlerinin de yüzünü güldürüyor. Örneğin, Universal Music 2015 yılında toplam gelirlerinin dörtte birini streaming platformlarından elde ettiğini açıklamıştı. Geçtiğimiz yıl da, streaming platformlarından elde ettiği gelirin toplam gelirinin yarısından fazlasını oluşturduğunu açıkladı.

Ama bu iyimser tablo daha küçük ve bağımsız yayıncılar ve bağımsız sanatçılar için o kadar da geçerli değil. Yeterli bir ticari kazanç elde etmek için aylık dinlenme sayılarının milyonları bulması şart. Ödemelerin nasıl bir hesaplamaya dayalı olduğu kesin olmasa da, Apple Music’in dinlenme başına $0.00783, Spotify’ın da $0.00397 ödediği söyleniyor. Ödemelerin hesaplanmasında, popülerliği ziyadesiyle ödüllendiren bir algoritmanın da olduğu biliniyor. Yani, daha büyük sanatçılar daha fazla kazanç elde ediyorlar. Haliyle, popüler olanın katlanarak kazançlı çıktığı bu ticari model, popüler kültürün esaslarını pek sarsmıyor. Tam da bu yüzden, bağımsız yayıncılar kendi streaming platformlarını yaygınlaştırmanın yollarını arıyorlar.

***

Ekonomik etkileri bir yana, streaming platformları kitle kültüründe de derin izler bırakıyor. Kayıt şirketleriyle çalışmayan bağımsız sanatçıların Spotify üzerinden şöhret basamaklarını tırmanmaları, en azından hipotetik olarak, mümkün. Radyo ve TV desteği olmadan popüler kültürde dikkate değer yer edinen müzisyenler var en azından; örneğin, Glass Animals ve Lorde.

Ayrıca, bu model liste başı olmayı hala tek geçer akçe olarak muhafaza etse de, ‘popüler’ terimine biraz daha fazla hakkını teslim ediyor. Streaming platformlarında popüler olmak, en fazla albüm satın alanın daha belirleyici olduğu işleyişi kısmen geçersiz kılıyor. Ne de olsa, bir albüm fiyatına muazzam bir müzik arşivine sınırsız bir erişim söz konusu. Bu ekonomik bariyerler bir kez ortadan kalktıktan sonra, Spotify’da arz-ı endam eden bir müzisyenin geniş kitlelere ulaşması artık artistik cazibesine bakıyor.

Ama müzik platformlarının bildiğimiz anlamda kitle kültürünü hiç de iptal etmediğini düşünmemek için sebeplerimiz var. Görünüşe bakılırsa, müzik platformları kültürün metalaşmasına yeni bir biçim kazandırıyor. İnternet yayıncılığı popüler müziği biçimsel olarak da değiştiriyor. Son yıllarda albümler uzuyor ve şarkılar kısalıyor. Giderek daha fazla albüm en az 20 şarkıdan oluşuyor ve şarkı süreleri de 20-30 saniye kısalıyor. Bu biçimsel değişimler en çok streaming platformlarının ekonomik işleyişiyle ilişkili. Platformlar şarkıların dinlenme sayıları üzerinden ödeme yaptığı için, müzik yayıncıları da daha kısa sürede daha çok şarkı dinlemeyi sağlayacak formüller geliştirmeyi deniyor. Hal böyleyken, kısa şarkılardan oluşan uzun albümler, bir albümden elde edilecek geliri artırma arayışının doğal bir sonucu gibi.

Bununla ilişkili olarak, bir şarkının farklı versiyonlarının yayınlanması da benzer bir karlılık arayışını yansıtıyor. Popüler olmuş bir şarkının bir de akustik versiyonunu, bir de reggea versiyonunu dinlemek isteyecek milyonlar, müzik şirketlerine fazladan birkaç bin dolar daha kazandırıyor.

***

Öyleyse, başlıktaki soruya geri dönelim: Spotify, müzik endüstrisine oldukça etkili bir hayat öpücüğü vererek sektörün başat aktörlerini epey mutlu etmiş gibi görünüyor. Ama popüler kültürün esaslarını muhafaza ettiği ölçüde, Spotify’ın müzik kültürüne de can verdiğini söylemek hiç mümkün değil.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s